Fransız düşünür Michel Onfray : Macron’un dış politikası Fransa’ya yabancı

Fransız düşünür Michel Onfray : Macron’un dış politikası Fransa’ya yabancı

Fransız düşünür Michel Onfray, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi menfaatlerini koruduğunu ifade ederken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Fransa’yı sattığını söyledi.

Michel Onfray, Fransız ulusal entelektüel hayatının son çeyrek asrına damgasını vuran belki de en gözde düşünürü.

“Macron Fransa’ya yabancı bir dış politika izliyor”

– Libya, Mali ve Lübnan’da görüldüğü üzere Macron dış politikada oldukça müdahaleci bir çizgi tutturdu. Ekonomik kazanımlara ve enerji ihtiyaçlarına endeksli bir profili var. Siz Macron’un dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Macron’un dış politikası Maastricht’çilerin dış politikasıdır. Bu güruhun yegâne uğraşı liberal bir Avrupa inşa edip hesabına çalıştıkları küresel bir dünya hükûmetine ön ayak olmaktır.

Kısa ve orta vadede ulusları sulandırıp “Avrupa’cı” asitte erittikten sonra emperyalist bir Avrupa Devleti’ni bina etmek istiyorlar. Böylesi bir devletin şimdiden bir bayrağı, bir marşı, bir şiarı, bir para birimi, bir hukuku, bir parlamentosu ve sınırları var.

Bu devlet tasavvuru bir zamanlar Türkiye’yi hizmetçiye dönüştürmek istiyordu, şimdi de Lübnan’ın yanı sıra ABD tarafından darmadağın edilen Irak, Libya, Mali ve Suriye gibi ülkeleri.

Uzun vadede bütün gezegenin piyasa kurallarına uygun işlediği bir düzeni hayal ediyorlar. Hâl böyle olunca, Macron’un dış politikası Fransa’nın değil Fransa’ya yabancı bir dış politikadır.

– Sıklıkla bir “süper Maastricht’çi devlet” vurgusu yapıyorsunuz. Avrupa için alternatif nedir peki?

Yine Avrupa -ama liberal Avrupa değil! Ulus-devletler Avrupa’sını, güçlü ulusların ve güçlü devletlerin kendi kimlikleri, kendi mirasları, kendi ulusal tarihleri, kendi dilleri, kendi edebiyatları, kendi güzel sanatları, kendi mutfakları, kendi manzaralarıyla hayata getireceği bir Avrupa.

Maastricht’in kapitalist konseptinde bugün siyasetler halksız, halklara karşı ve halklara rağmen tayin ediliyor. Her ülke kendi antlaşmalarını birbirinin egemenlik hakkına riayet etmek suretiyle imzalayabilmelidir.

“Maastricht Avrupa’sı Türklerin onurunu hiçe saydı”

– Tam bu noktada sizce Avrupa-Türkiye ilişkilerine dair nasıl bir bakış geliştirilmeli?

Akdeniz’in kuzeyinde yalnızca coğrafî Avrupa’nın mensubu ülkeler Avrupa’yı oluşturabilir. Ben bu tarihsel ve manevî coğrafyaya Rusya’yı da dâhil ediyorum. Ne var ki Türkiye’nin Boğaz’ın batı kısmı hariç büyük çoğunluğu Asya’da mevzileniyor.

Akdeniz’in güneyinde ise bambaşka bir coğrafya ve bambaşka bir dinî havza var: Burada Yahudi-Hristiyanlık değil İslâm baskın. Kemalizm Türkiye’den modern bir ülke çıkardı, tıpkı Şah’ın İran’da yaptığı gibi.

Türklerin asırlara dayanan bir kültür geleneği var. Uzak Asya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na, Hititlerden presokratik felsefecilere kadar önemli bir kültürel gelenek.

Türkiye Akdeniz’in iki kıyısının ilişkisinde kilit bir fonksiyon görebilirdi. Ancak liberal Avrupa Türkiye’nin onuruyla birçok kez hiç yakışık almayacak üslûplarla oynadı. Gerek müzakereler sürecinde gerekse de sonraları Maastricht Avrupa’sı Türklerin haysiyetini, onurunu hiçe saydı. Böylece birçok fırsat kaçmış oldu.

Türkiye’nin Devlet Başkanı kendi yolunu açtı, keza Rusya Devlet Başkanı da Maastricht Avrupa’sının Sovyetlerin çözülüşünde sergilediği liberal kibri müteakip başka istikametlere yelken açtı.

Piyasa Avrupa’sının, para ve kapital Avrupa’sının jeopolitik ve jeostratejik Avrupa’ya üstün görülmesi durumu Rusya-Türkiye-Avrupa üçlüsüyle gerilimlerin artmasına sebebiyet vermiştir. Maalesef şimdilik Fransa’da, bu güçlü kültürlerle ortaklık geliştirebilecek De Gaulle kıvamında bir siyasî irade göremiyorum.

“Türkiye istediği yeri cami, istediği yeri süpermarket yapar”

– Türk basını haberi pas geçti fakat siz Avrupa’da Ayasofya Müzesi’nin Ayasofya Camii’ne dönüştürülmesine hiç itiraz etmeyen küçük bir azınlık arasındaydınız. Tavrınızı açabilir misiniz?

Bir egemenlikçi olarak Türkiye’nin kendi içinde istediğini yapabileceğine inanıyorum. Bu çok doğal değil mi?

Türk hâkimiyetindeki bir yapının statüsünün ne olacağına uluslararası kurumlar karar veremez. Türkiye istediği yeri cami yapar, istediği başka bir yeri de süpermarket.

Şahsen bir Türk’ün camilerini yitirmeyi istememesini çok iyi anlayabiliyorum. Ben de bir Fransız olarak başka ülkelerin Fransa’da kendi kanunlarını uygulamaya kalkmasını istemiyorum.

Ben de Fransa’daki anıtları ve hatta kiliseleri korumak istiyorum. Üstelik ben bir ateist olarak bunu söylüyorum…

“Sizin Cumhurbaşkanınız ülkesinin menfaatlerini koruyor, Macron Fransa’yı satıyor”

– Pek çok Batılı ve Avrupalı analist Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetini eleştiriyor. Ancak siz, Michel Onfray, birkaç videonuzda Erdoğan’ın ülkesinin egemenliğini koruduğunu ve bu anlamda Fransa ve Avrupa’nın da aynısını yapmasını ümit ettiğinizi söylüyorsunuz. Fransa yahut Avrupa için “egemen bir politika” somut olarak ne anlama gelir?

Fransa’da çok açıkça De Gaulle’cü hamlenin geri gelmesi anlamına gelir. Benim bu konudaki tutumun bütünüyle De Gaulle’cüdür: Sizin Cumhurbaşkanınız kendi ülkesi için gerekli olan politikayı uyguluyor ancak bu Fransa’nın politikasıyla çelişiyor. İyi de bu durum zaten oyunun bir kuralıdır. Bir büyük lideri tam da böylesi anlarda aldığı kararlar üzerinden tartarız. Ülkesini satmayan, iradesini ipotek ettirmeyen veya kiralamayan lider büyük liderdir. Korur, saygı görür, güçlendirir.

Macron Fransa’yı savunmuyor. Tam aksine Macron Fransa’nın yok oluşuna çalışıyor ve liberal kapitalizmin son aşaması olarak varsayabileceğimiz küresel bir hükûmet istiyor. Giscard’dan Macron’a, Mitterand, Chirac, Sarkozy ve Hollande’a değin hepsi Fransa’yı küçük parçalarla sattılar.

“Balo’nun sahibi ölümdür”

– Pandemi hız kesmeden devam ediyor. Salgın sürecinden ne gibi dersler çıkarmalı sizce? Big Pharma’ya, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi uluslararası kuruluşlara nasıl bakmalıyız?

Derslerin ilki Avrupa’nın bir uydurmadan ibaret olduğu gerçeğidir: Zenginleri zenginleştirmek ve fakirleri fakirleştirmek dışında yapmayı bildiği hiçbir şey olmadığı tespit edildi.

İkinci ders ise Fransa’da Cumhurbaşkanı’nın olaylar karşısında yetersiz kaldığıdır. Her söylediğinin ve her yaptığının tersini söyledi ve yaptı. Üçüncü ders Fransa dâhil çoğu devlet sanayisizleşmenin bir sonucu olarak bir maske dahi üretemedi ve halklar kendi maskelerini kendileri dokudular.

Nihayet dördüncü ders ise şudur: Medeniyetimiz uzunca bir süre ölümün üstünü örtmeye, onu gizlemeye, inkâr etmeye ve süslemeye çalıştıysa da son tahlilde baloyu yöneten ölümün kendisidir ve ölüme alışmak dışında bir çözümümüz yok…

– Son olarak bildiğiniz üzere ABD’de seçim takvimi işlemeye başladı. Çoğu insan bu seçimlerin vatanseverler ile küreselciler arasında bir bilek güreşi olacağını paylaşıyor. Bir öngörünüz var mı?

Şimdilik her şey çok karmaşık, öngörü yapmak neredeyse imkânsız. Bildiğim tek şey Trump’ın mütevazı insanları yanına, büyük medyaları da karşısına aldığı. Muhtemelen zorlanacaktır. Fakat bugünlerde herkes bir sandık nasıl doldurulur biliyor. Göreceğiz.

– Son sözlerinizi alabilirim.

Söz hiç bitmez…

-İndependent Türkçe-

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: